1. GİRİŞ

Bu makale konu olarak “Ekonomik Küreselleşme ve Ulus-Devlet Arasındaki İlişkilerle ilgili kuramsal yaklaşımları ele almıştır.

Bu çalışma konuyla ilgili giriş yapılmış ve bu giriş bölümünde yazarımız ağırlıklı olarak küreselleşme üzerinde durmuş ve çalışmanın genel bir değerlendirmesini yapmıştır. Daha sonra güçlü liberal küreselleşme ve ulus-devletin gücünün azaldığı ya da yok olduğu savı, sorgulayıcı küreselleşme ve ulus-devletin kendi kendini yeniden üretebilme savı, devletin uluslararasılaşması, devlet sisteminde millet anlayışının ve siyasi sistemde devlet anlayışının erozyona uğraması, marksist küresel kapitalizm: ulus-ötesi kapitalist sınıf hegemonyası ve ulus-ötesi devletin oluştuğu savı ve marksist emperyalist küreselleşme: Amerikan hegemonyası olarak yeni emperyalizm gibi başlıklarla makale tamamlanmış ve makalenin sonucunda yazarımız konu ile ilgili genel bir değerlendirme yaparak önerilerde bulunmuştur.

1.1. Araştırmanın Amacı

Yazar bu makalesinde amaç olarak, ekonomik küreselleşme ve ulus-devlet arasındaki ilişkileri analiz eden kuramsal yaklaşımları incelemiştir. Güçlü liberal küreselleşme, sorgulayıcı küreselleşme, Marksist küresel kapitalizm ve Marksist yeni emperyalist küreselleşme yaklaşımlarından oluşmaktadır. Güçlü liberal küreselleşme yaklaşımı, ekonomik küreselleşme ile birlikte devletin küçüldüğü, zayıfladığı, otorite ve egemenliğini kaybettiği ve hatta ulus-devletin sona erme ile karşı karşıya kaldığını savunurken diğer üç yaklaşım ulus-devletin küçülmediğini, zayıflamadığını, egemenliğini kaybetmediğini, sadece hedef ve fonksiyonlarında bir değişiklik meydana geldiğini iddia etmektedir.

Ulus-devletler ulus­al ekonomilerini, paralarını, toprak sınırlarını, hatta kültür ve dillerini kontrol etme yeteneğini kaybetmiştir. Makro güç, ulus-devletlerin elinden çıkarak, küresel pazarın, ulus-ötesi firmaların ve küresel hale gelmiş iletişim kanallarının eline geçmiştir.

Ekonomik küreselleşme sürecinde, hükümetler kontrolü kaybetmektedir. İşçilerin ve gelişmekte olan ülkelerin konumları yıpranmakta ve doğal çevre zarar görmektedir. Günümüz küresel toplumu, geleneksel politik yapılar, ulusal bilinç, sosyal ihtiyaçlar, kurumsal düzenlemeler ve alışkanlıklar gibi birçok şey ile teknolojik değişim ve ekonomik bütünleşmenin uzlaştırılması görevi ile karşı karşıya kalmaktadır.

Dünya sistemi veya küresel alan gerçekte devletlerin varlığını tehlikeye sokma yerine devletleri beslemektedir. Terci­hen, sermaye hareketliliği ve açık pazar karakterleri ile göze çarpan açık dünya ekono­misi, devletin egemen gücü tarafından kayıt altına alınan kural temelli rejimler tarafından en etkili şekilde yönetilebilir. Ekonomik küreselleşme çağında, işlevsel ve işbirlikçi uluslararası düzen için devlet bağımsızlığı çok önemli bir faktör olarak varlığını sürdürmeye devam edecektir. Bazı yaklaşımlara göre küreselleşme ile birlikte devletin önemini kaybetmediği görüşü hakimdir. Küreselleşme ulus-devlet bağımsızlığı ve toprak sınırlarına ilişkin yeniden tanımlamayı beraberinde getirmiştir. Bu oluşumu da ulusal toprak sınırlarının erozyona uğraması şeklinde adlandırmıştır.

Devlet Sisteminde Millet Anlayışının ve Siyasi Sistemde Devlet Anlayışının Erozyona Uğraması anlayışında, Jessop (1994), küreselleşme karşısında ulus-devletlerin gücünde bir gerileme olduğu görüşünü reddeder. Ona göre, yeni rejimin küresel birikiminde meydana gelen gelişime cevap olarak, devlet formunda üç temel yapısal değişiklik gözlenmektedir. İlk değişiklik, Cox’un da belirttiği gibi, ulusal siyasi rejimlerin uluslararası hale gelmesidir. Yani, küresel birikimde rolü olan aktörleri -IMF, Dünya Bankası, Avrupa Birliği ve Dünya Ticaret Örgütü ve küresel sermayenin çıkarlarını doğrudan ulusal siyasi rejimin içine dahil etmektir. Ulusal politika rejimlerinin uluslararasılaşması, hem uluslararası anlaşmaların ve süreçlerin devlet politika yapımı ve eylemleri içine dahil edilmesi, hem de politika rejiminde rol alan yerli ve yabancı anahtar aktörleri ve kurumları içine alacak şekilde genişletmektir.

Sınıfın ve devletin uluslararasılaşması, eşitsiz kapitalist gelişme ve eşitsiz devlet gücünü içeren uluslararası bir ortamda oluşur. Küreselleşmeye uyum, kısmi olarak merkez ülkeler, Dünya Bankası ve IMF gibi dış baskılar yolu ile oluşsa da bu işleyişte merkez ve çevre ülkelerin elitleri arasında yer alan uluslararası işbirliği çok daha önemlidir. “Yerel küreselciler” uluslararası firmalar ile işbirliği kurulmasından yarar sağlar. Yerel “küreselciler”in yapısal uyum politikalarını, kendi hükümetlerinin gücünü, kaynaklarını ve politikalarını desteklemek ve ilerletmek adına kullanabilme olasılıkları vardır. Sonuçta, güçlü merkez kapitalistlerinin gücü uluslararası müttefikler yolu aracılığıyla çevre ülkelere aktarılır.

Marksist küresel kapitalizm: ulus-ötesi kapitalist sınıf hegemonyası ve ulus-ötesi devletin oluştuğu savı düşüncesinde dünya kapitalist sistemi içinde bazı değişiklikler meydana gelmiştir. Bu değişiklikler ulus-ötesi sermayenin yükselmesi ve her ülkenin yeni küresel üretim ve finansal sistem içine entegrasyonunun sağlanması; yeni ulus-ötesi kapitalist sınıfın ortaya çıkması; ulus-ötesi devlet aygıtının ortaya çıkması şeklindedir. Küreselleşmenin arkasındaki temel güç, liberal küreselcilerin savunduğu teknolojik yenilikler değil, sınıf çatışmasıdır. Ona göre, iletişim ve ulaşım teknolojile­rinde meydana gelen devrimler, küreselleşmeyi kolaylaştıran araçlardır. Küreselleşmenin ortaya çıkması, ulus-ötesi sermaye ve ulus-ötesi kapital­ist sınıfın ortaya çıkmasının bir ürünü olduğunu savunanlarda vardır. Ulus-ötesi devlet, ulus-ötesi burjuvazinin hegemonyasını koruyan, savunan ve iler­leten kurumlar ve uygulamalardan oluşur. Bu ulus-ötesi devlet aygıtını ulus-ötesi ekonomik, politik kurumlar ve ulus-ötesi güçler tarafından dönüştürülen birbiri ile birleşmiş ulus devletlerden oluşan gevşek bir ilişki ağı olarak tanımlamakta mümkündür.

Marksist Emperyalist Küreselleşme: Amerikan Hegemonyası Olarak Yeni Emperyalizm düşüncesine baktığımızda, sermayenin artan bir şekilde küreselleşmesi, ulus-devletlerin erozyona uğradığı veya hiyerarşik ulus-devlet sisteminin sona erdiği anlamına gelmemektedir. Küresel kapitalizm perspektifinden farklı olarak yeni emperyalizm kuramcıları, uluslararası düzende ulus-devletin devam eden önemi üzerinde durmaktadır. Günümüzdeki şekliyle küreselleşme, gerçekte ABD em­peryalizminin yeni bir formudur. Bu yeni emperyalizm biçimi, ABD sermayesinin, ABD dışındaki ülkelerdeki oluşumların içine doğrudan nüfuz etmesi şeklinde betimlenmek­tedir. Ulus-devletlerin kendi içinde ekonomik, politik ve ideolojik yeniden yapılanma çabaları ABD süper devlet ile eklemlenmeye hizmet edecek şekilde olmalıdır. ABD küresel liberalleşmeyi hem kendi firmalarına karşı gerçek ve algılanan ayrımcılığa bir tepki olarak hem de serbest ticaret, liberal finans ve yatırım politikalarından daha fazla yarar sağlamak için özellikle teşvik etmektedir. Sonuçta ABD emperyalizmi, liberal uluslararası düzenin içine girmekte başarılı olamayan devletleri bu düzenin içine sokmaya çalışır.

1.2. Ana fikir

Konak, bu çalışmasında ana fikir olarak güçlü liberal küreselleşme, ekonomik küreselleşme ile birlikte devletin küçüldüğü, zayıfladığı, otorite ve egemenliğini kaybettiği ve ulus-devletin sona erme sorunu ile karşı karşıya kaldığını savunmaktadır.

Sorgulayıcı küreselleşme perspektifinden günümüz küreselleşme olgusu, dev­letlerin yeni bir örgütlenme biçimi olarak algılamakta ve yeni durumla birlikte ulus-devletlerin uluslararasılaştığı ve devlet sisteminde millet anlayışının erozyona uğradığı görüşünü vurgulamıştır.

Konak (2011)’e göre küreselleşmenin arkasındaki temel güç, küresel kapitalizm yaklaşımı tarafından ulus-ötesi sınıf olarak kavramsallaştırılırken, bu güç yeni emperyalizm yaklaşımı tarafından ABD hegemonyası olarak kavramlaştırılmıştır. Küresel kapitalizm yaklaşımına göre yeni “tarihsel birlik” ulus-ötesi kapitalist sınıf birliğidir ve bu sınıf kendini bütün düny­ada neoliberal politikaların yayılmasını sağlamaya adamıştır. Bu gelişmeleri anlama ve açıklama girişimleri ulus devletlerin ulus-ötesi bağlantılılıkları dikkate alınmaksızın, sa­dece Amerikan emperyalizmi ya da yeni emperyalist güçler arasında yeni bir çekişme modeliyle açıklanamaz. Bunun aksine ulus-ötesi sınıf birliğinin varlığından şüphe eden yeni emperyalizm yaklaşımına göre, küreselleşmenin arkasındaki temel güç ABD’dir.

  • Küreselleşmenin ne za­man başladığı,
  • Ekonomik küreselleşmenin arkasındaki ana faktör nedir?
  • Ekonomik küreselleşme, ulus-devletin küçüldüğüne, otorite ve egemenliğini kaybettiğine ve hatta ulus-devletin sona erdiğine mi işaret etmektedir?
  • Ekonomik küreselleşme karşısında ulus-devlet halen güçlü müdür ve kendi varlığını devam ettirebilmekte midir?
  • Eğer kendi varlığını de­vam ettirebiliyorsa, küreselleşme ile birlikte ulus-devletin yapısında ve fonksiyonlarında herhangi bir değişiklik söz konusu mudur?
  • Değişiklik söz konusu ise bu değişiklikler ve değişikliğe neden olan temel etkenler nelerdir?
  • Ekonomik küreselleşme sürecinde, ulus-devlete ek olarak yeni bir devlet formu ortaya çıkmakta mıdır?

Yukarıdaki sorulara cevap vermeye çalışan çeşitli kuramsal yaklaşımları incelenmiştir. Bu yaklaşımlar, güçlü liberal küreselleşme, sorgulayıcı küreselleşme, Marksist küresel kapitalizm ve Marksist yeni emperyalist küreselleşme yaklaşımlarını içermektedir. Bu yazıda ilk olarak bu dört yaklaşımın savunduğu temel fikirler ayrı başlıklar altında sunulmuş ve sonuç bölümünde yukarıda ortaya atılan soru­lara bu kuramların verdikleri yanıtlar karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir.

Uluslar-ötesi örgütlenmenin ekonomik formları IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve bölge­sel bankalar; uluslar-ötesi politik örgütlenmesi G-7 ve G-22; resmi politik formları UN, OECD ve bölgesel gruplaşması EU, NAFTA, ASEA ve APEC gibi kuruluşları örnek olarak göstermiştir.

Makalede farklı bir örnek olarak ABD verilmiştir. Sebebine gelince, günümüz düzeninde güç, politik veya askeri araçlardan ziyade direkt olarak ekonomik araçlar yolu ile uygulanmaktadır. Çevre ülkelerine ABD askeri müdahalesi, kuşkusuz ABD hegemonyasını korumak ve güçlendirmek için yapılmaktadır. Küreselleşmenin arkasındaki temel güç, küresel kapitalizm yaklaşımı tarafından ulus-ötesi sınıf olarak kavramlaştırılırken, bu güç yeni emperyalizm yaklaşımı tarafından ABD hegemonyası olarak kavramlaştırılmıştır.

Günümüzde, uluslararası düzeyde oluşturulan/oluşturulacak kurum ve yapılarda doğrudan temsili olanağı bulamayan ulus ya da benzeri çevrelerin kaygı ve beklentilerini dikkate alabilecek yapılar ya da karar mekanizmaları geliştirme, tek yanlı meşrulaştırıcı yaklaşımlardan farklı perspektiflerle kurulu sorunu çok boyutlu okumaya elverişli bir çoğulcu yaklaşıma ihtiyaç duyulmaktadır. Bu türden bir yaklaşım, hem ulusal ya da ulus-ötesi kurumlar düzeyinde belli çevrelerin sözcülüğünü ve bekçiliğini yapmanın ötesinde genel kaygılar ve genel iyiler/doğrular üzerinden kendisini daha meşru olarak ifade ede­bilme imkânına kavuşacağı yorumunu yapmıştır.

Yunus Tolgahan BUDAK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here