musul Sorunu
LOZAN KONFERANSI’NDA MUSUL SORUNU

       Lozan Konferansında Musul sorunu çözümlenemeyen sorun olmuştur.  Kasım 1922’de İsviçre’nin Lozan şehrinde başlayan müzakerelerde üzerinde büyük tartışmaların meydana geldiği konu “Musul meselesi” olmuştur. Türkiye için Misak-ı Millî sınırları içinde yer alan ve bu anlamda büyük önem taşıyan Musul, İngiltere için gerek “zengin petrol” kaynakları ve gerekse “Hindistan yolunun emniyeti” sebebiyle stratejik ve iktisadî öneme sahip bir bölgedir. Musul konusunun konferansın açılışından bir hafta sonra 22 Kasım’da ele alınması kararlaştırılmıştır. Konu üzerinde Türkiye ile İngiltere arasında sürdürülen ikili görüşmelerde taraflar arasında anlaşmaya varılamamıştır.

Konferansta İngilizlerin, yalnız Türklerle Fransızları ilgilendirdiği iddiasıyla Türkiye-Suriye sınırını ve esasen Türkiye, Sovyet Rusya ve Kafkasya devletleri arasında çözülmüş bulunan doğu sınırını ele almaktan kaçınarak Türk-Irak meselesini gündeme getirmelerinin sebebi, Irak’taki durumun belirsiz ve karmaşık bir hâlde bulunması, buradaki İngiliz menfaatlerinin tehlikeye girmesi ve ABD ile Fransa gibi devletlerin de bölgede menfaat aramaya başlamaları olmuştur.

Türk tarafının Musul’un Türkiye’nin bir parçası olduğu ve Türkiye’ye iade edilmesi şeklindeki isteği, İngilizlerce bölge halkının çoğunluğunun Türk olmadığı ve Faysal ile yapılan anlaşma gereğince Musul’un Irak’ın toprağı olduğu ileri sürülerek kabul edilmemiştir. Özel görüşmelerden bir sonuç alınamayınca konunun genel oturumda görüşülmesine karar verilmiştir (Kurtcephe, 1998:12).

       Musul meselesi, Lozan Konferansı’nın 23 Ocak 1923 tarihli oturumunda gündeme gelmiştir. İsmet Paşa, Türk tezini siyasî, tarihî, etnografik, coğrafî, iktisadî ve askerî açılardan savunmuştur. Esasında Türk tezinin dayandığı temel nokta etnografik sebeplerdir. Musul vilâyetinin 503.000 kişi olarak tespit edilen yerleşik nüfusunda Türk-Kürt ayrımı yapılmaksızın çoğunluğun Türk olduğu ve bölgenin Anadolu’dan ayrılamayacağı belirtilmiştir. Türk ve Kürtlerin Arap ve diğer unsurlardan ayrı olarak aynı ırktan geldiği ve Turan kökenli oldukları İngiliz kaynaklarına (Encyclopedia Britannica’ya) dayanılarak belirtilmiş, nüfus bakımından Türk ve Kürtlerin bölgede oluşturdukları çoğunluk ilmî verilere dayanılarak ortaya konulmuştur.(Kurtcephe, 1998:13).

Musul’un Türk Vilayeti Olduğunu Kanıtlama Çabaları

Ayrıca İsmet Paşa, konferansta;

  • Musul vilâyetinde oturanların sömürgeleşmiş bir halk olmaktan çıkarak, bağımsız bir devletin yurttaşları olmak için Türkiye’ye bağlanmak istediklerini,
  • Coğrafî ve siyasal bakımlardan Anadolu’yu tamamlayan bir parça olduğunu ve Musul’un ancak Anadolu’ya bağlı kalmakla Akdeniz limanlarıyla sıkı ilişki kurabileceğini,
  • Hukukî bakımdan hâlâ Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan Musul için İngiltere’nin yapacağı antlaşmaların, sözleşmelerin hukukî açıdan hiçbir değerinin olmadığını,
  • Anadolu’nun güney kesimlerini birleştiren yolların kavşak noktası olan Musul’un ticaret ilişkilerimiz ve bölgenin güvenilirliği bakımından Türkiye’nin elinde olması gerektiğini,
  • Musul vilâyetinin savaşın durdurulmasından sonra ve yapılmıştır. Sözleşmelere aykırı olarak Türkiye’den alındığını dile getirerek aynı durumda kalmış diğer bölgeler gibi, Musul’un da Türkiye’ye verilmesi gerektiğini savunmuştur (Türkmen,2001:51).
  • Musul için İngiliz, Türk Mücadelesi

       Konferansta İsmet Paşadan sonra söz alan İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon ise sunduğu karşı tezle Türk taleplerini haksız çıkarmaya çalışmıştır. İngilizlerin sunduğu tezde, Türk tarafının nüfusla ilgili verdiği bilgilerin gerçeği yansıtmadığı, bölgede yaşayan Türklerin ancak nüfusun 1/12’sini teşkil ettiği ve çoğunluk olan Kürtlerin Türk değil, İran kökenli olduğu, özellikle Musul şehrinde Araplardan da az olan Türklerin, Osmanlıca değil, Azerbaycan diline benzer bir Turan dili konuşan Türkmenler olduğu savunulmuştur. Bağımsız Irak Devleti’nin iktisadî ve siyasî açıdan Musul’a ihtiyacı olduğu düşüncesiyle Faysal ile yaptıkları anlaşmaya bağlı olarak Musul’u Irak’ın ayrılmaz bir parçası olarak görmüşlerdir (Kurtcephe,1998:7).

     İngiltere’nin Musul’u alıkoymak istemesinin petrol sebebiyle olduğu gerçeğini kamuoyundan gizlemeyi başarmıştır. Böylece otel odalarında görüşülmeye başlanan Musul meselesinde Türkiye’nin haklılığını anlatabilme ve İngiltere’nin gerçek emellerini teşhir etme fırsatı kaçırılmıştır.

Masa Başında Savaş

İkinci celse görüşmelerinde meselenin çözümüne ilişkin olarak İsmet Paşanın bölgede “oylama” yapılması yönündeki teklifini Lord Curzon, bölge halkının rey verme alışkanlığının olmadığı, bu konuda tecrübe sahibi olmadıklarından oylama amacını anlayamayacaklarını ileri sürerek kabul etmemiştir. Oylama teklifi karşısında Lord Curzon meselenin Cemiyet-i Akvama havalesi ve kararın cemiyet tarafından verilmesi teklifini sunmuş ve bu teklif, İngiltere’nin müttefikleri tarafından da desteklenmiştir. Daha sonraki gelişmelerde herhangi bir sonuç elde edilememiştir.

4 Şubat’ta yeni bir barış tasarısı hazırlayan İngilizler ve müttefikleri barış görüşmelerinin kesilmesi tehdidinde bulunarak hazırladıkları barış tasarısını Türk heyetine kabul ettirmeye çalışmışlardır (Tarcan, 2004:341).

Türkiye Durumu Kabulleniyor

      TBMM Hükümeti, 8 Mart 1923’te müttefiklerin anlaşma tasarısına karşı kendi antlaşma tasarısını bildirmiştir. Bunun üzerine 23 Nisan’da Lozan’da konferansın toplanmasına karar verilmiştir. Konferansta anlaşmaya varılamayan noktalar olmuştur. Musul meselesinin çözümü de ileride yapılacak görüşmelere bırakılarak 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşmanın üçüncü maddesinin ikinci paragrafında Musul konusunda, “Türkiye ile Irak arasındaki sınır, işbu antlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak 9 aylık bir süre içinde Türkiye ile İngiltere arasında dostça bir çözüm yoluyla saptanacaktır. Öngörülen süre içinde iki hükümet arasında bir antlaşmaya varılmazsa Musul meselesi Milletler Cemiyeti Meclisine götürülecektir” hükmü yer almıştır.

Yunus Tolgahan BUDAK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here