REALİZM ve LİBERALİZM’İN KARŞILAŞTIRILMASI: Son Bölüm

0
138

Savaşın önlenebilmesi ve barışın tesis edilebilmesi için bütüncül bir uluslararası hukuk fikrinin yerleştirilmesi gerektiğini vurgulayan İdealistlere göre, legal bir yapının kurulması ile uluslar arasındaki çatışmalar ve sorunlar ara buluculuk rolü ile çözümlenebilecek ve savaş engellenecektir. Her ne kadar uluslararası hukukun savaşların ve çatışmaların çıkmasını engelleyemediğine dair yoğun eleştiriler gelse de, tesis edilecek hukukun içerisinde yer alacak yargılama mekanizması ve mekanizmanın oydaşma ile kabulü, çözüme giden yolu hızlandıracaktır. İşte bu temel varsayımlara laboratuar olarak hizmet edecek iki yapının (1921 yılında Uluslararası Daimi Adalet Divanı’nın kurulması ve 1928 tarihli Briand-Kellog Paktı) hayata geçirilmesi İdealistlerin başarısı olarak görülse de pratikte hiçbir somut sonuç elde edilememiştir (Ateş,2009: 41).

İç ve dış politika keskin hatlarla ayrılmıştır Realizm’de. Realistler, iç ve dış politika ayrımının referans noktası olarak iç politikanın hiyerarşik, dış politikanın ise anarşik olmasını gösterirler. Anarşik bir uluslararası ortamda, güvenlik ve jeopolitik kaygılarla hareket eden devletlerin bağlı olacağı hukukun etkinliğinden bahsedilmek ütopyanın dışında ne ile açıklanabilir.

Sona Doğru

Uluslararasındaki ilişkilerin savaş dışındaki araçlarla gerçekleştirilmesi gerektiği savına inanan İdealistlere göre; savaşların çıkmasına giden yoldaki ilk etken, bir yerde algılama sorunu ile ilişkilendirilebilecek, güç olgusudur. Gücün simgesi de, taraflardan birinin sahip olduğu askeri güç olarak görülür ise -ki İdealistlere göre askeri güç Realistlerin abarttıkları düzeyde önemli değildir bunun da ana motifi silahlanmadır. Savaşı önleyebilmenin en etkin yolu, savaşın çıkmasında önemli ölçüde rol oynayan silahlanma ve silahlanma yarışının kesilmesidir. Bu savı taşıyan İdealistlerin pratikteki başarısı olarak adlandırılabilecek iki gelişme de daha önceki çabaların akıbetini paylaşmıştır(Ateş,2009: 43).

SONUÇ

İdealistler, uluslar arasındaki politikanın realitelerini ele almaktan ziyade uluslararası politikayı küresel anlamda işbirliği, uluslararası kurumlar, uluslararası hukuk ve yaygın bir şekilde benimsenmiş silahsızlanma antlaşmaları ile yeniden düzenlemenin mümkün olduğuna inanıyorlardı. Ayrıca İdealistler, İdealizmin normatif yapısı ve uluslararası sistemi incelemekten çok şekillendirmeyi amaçlayan preskriptif misyonu ile bunu gerçekleştirebilmenin mümkün olduğunu vurguluyorlar. Realistler ise güç ve gücün tarihsel anlamda oynağı rol ve gerçeklikler üzerinde durarak, politikanın ütopya ve realite olmak üzere iki yönünün olduğunu ve savaşların önlenmesi adına yüzümüzü gerçekliklere çevirmemiz gerektiğini savunuyorlar.

İdealizmin temel argümanları ve amaçlarına ulaşmak için seçtiği araçları, İdealizmin etkili olduğu dönemin (1919-1939) konjonktürel şartları göz önünde bulundurulduğunda, çizdikleri tablonun içerisine çok da fazla oturmadı. İki savaş arası dönem, bu tablonun içerisine dahil olamayacak kadar realistti. Kaldı ki sadece dönemin gelişmelerinin etkisiyle değil, başta Realistler ve Marksistler olmak üzere yöneltilen eleştirilerin de etkisiyle İdealizm, gelip geçici bir fenomenden öteye geçemedi. Ancak bu, sadece İdealizmin yetersizliği ile ilintilenebilecek bir durum değildir. Salt çıkar mücadelesi olarak tasarlanmış Hobbesyen tarzdaki uluslar arasındaki ilişkiler yumağı bu yetersizliğin başlıca sorumlusuydu.

İdealizmin havası çabuk bulanmaya başlamıştı. Büyük bir savaşın ertesinde kurulan Cemiyet-i Akvam, bir başka büyük savaşın çıkmasına mani olamıyor, 1930’ların sonlarına doğru, güç dengesi yine sisteme adını vermeye başlıyordu. Sonuçta II. Dünya Savaşı çok geçmeden patlak verdi, bu savaş ayrıca disiplin içerisindeki İdealist paradigmanın da sonu olarak yorumlandı. Realizmin daimi barışın olamayacağını vurgulamakta ne kadar haklı çıktığı Realist müritlerin sıklıkla dile getirdiği bir ifadeydi. İlk büyük tartışmanın kazanan hanesine Realistler kendi adlarını yazıyorlar, R. Niebuhr, E. H. Carr, H. Morgenthau, A. Wolfers, N. Spykman, R. Aron ve daha birçokları uluslararası politikanın en çok referans gösterilen isimleri oluyorlardı.

ATEŞ, Davut (2009), Uluslararası İlişkiler Disiplininin Oluşumu: İdealizm / Realizm Tartışması ve Disiplinin Özerkliği, Doğuş Üniversitesi Dergisi, 10 (1), 11-25.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here